Fransa’da siyaset, aşırı sağcı Marine Le Pen’e getirilen seçim yasağıyla çalkalanıyor. The Economist’in analizine göre bu karar, sadece bireysel bir cezalandırma değil; Fransa demokrasisinin geleceğini de doğrudan ilgilendiren bir gelişme. Yargının bağımsızlığına duyulan güven, siyasi meşruiyetin korunması ve seçmen iradesinin temsili gibi konuların yeniden tartışmaya açılmasına neden oldu.
Le Pen Hakkında Verilen Kararın Arka Planı
2004-2016 yılları arasında Le Pen, Avrupa Parlamentosu fonlarını partisinin siyasi personelini finanse etmek için kullandığı iddialarıyla gündeme gelmişti. 31 Mart’ta Paris’teki mahkeme, Le Pen’i bu gerekçeyle beş yıl süreyle seçimlere katılmaktan men etti. Karar derhal yürürlüğe girdi ve bu yasak, Le Pen’in önde olduğu 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerini de kapsıyor.
RN ve destekçileri bu kararı siyasi bir operasyon olarak değerlendirse de The Economist, bunun hukukun üstünlüğüne gölge düşüren bir söylem olduğunu belirtiyor. Mahkemenin bağımsızlığına saygı gösterilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ancak buna rağmen kararın uygulanma biçimi Fransa’daki demokratik süreçlere zarar verebilir.
Yasa Sert ama Le Pen de Desteklemişti
Le Pen’in aldığı ceza, 2016 yılında yürürlüğe giren ve yolsuzlukla mücadele kapsamında sertleştirilen yeni bir yasaya dayanıyor. Bu yasa, siyasi adaylara seçim yasağının derhal uygulanmasına imkân tanıyor. Dikkat çekici olan nokta ise, bu yasal düzenlemenin bizzat Le Pen tarafından desteklenmiş olması. Şimdi ise aynı yasa nedeniyle mağduriyet iddiasında bulunması, kamuoyunda çelişkili bir durum yaratıyor.
Diğer Ülkelerde Benzer Uygulamalar
The Economist, benzer uygulamaların farklı ülkelerde de görüldüğünü hatırlatıyor. Ukrayna, Maidan Devrimi sonrası eski cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in görevden alınmasını sağlamıştı. Brezilya’da Jair Bolsonaro, 2022 seçimlerinin geçerliliğine itiraz ettiği için diskalifiye edildi. ABD’de ise Kongre Baskını’na katılan bazı siyasetçilere benzer yasaklar uygulanmıştı.
Ancak Le Pen’in suçunun bu örneklerle aynı derecede olmadığı vurgulanıyor. Bu nedenle uygulanan cezanın siyasi bir araç olarak algılanması, özellikle seçmen gözünde yargının tarafsızlığına dair şüpheleri artırıyor.
Yargının Hesap Etmesi Gereken Bir Başka Unsur: Seçim Meşruiyeti
Bir diğer önemli mesele ise cezaların siyasi sistem üzerindeki etkisi. Hukukun üstünlüğü, tüm vatandaşlara eşit şekilde uygulanmalı. Ancak cezaların sonuçları da göz önünde bulundurulmalı. The Economist, seçimlerin meşruiyetini ve halkın yargıya olan güvenini korumanın da mahkemelerin sorumluluğu olduğunu vurguluyor.
Fransa’da yapılan bir anket, halkın sadece yüzde 54’ünün Le Pen’in diğer sanıklarla eşit muamele gördüğüne inandığını ortaya koydu. Bu oran, yargıya duyulan güvenin zayıfladığını ve toplumsal kutuplaşmanın arttığını gösteriyor.
Le Pen 2027 Seçimlerine Katılabilir mi?
Temyiz süreci genellikle iki yıl sürse de, bu davada mahkeme süreci hızlandırdı ve 2026 yazına kadar karar vereceğini açıkladı. Temyiz mahkemesinin cezayı azaltması halinde Le Pen, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılabilecek. Ayrıca bazı siyasetçiler, temyiz süreci tamamlanmadan yasağın kaldırılması için yasal düzenleme önerisinde bulunuyor.
Öte yandan Le Pen, ceza kapsamında iki yıl elektronik kelepçe takacak, iki yıl ertelenmiş hapis cezası alacak ve ağır para cezası ödeyecek. Yani siyasi kariyeri ciddi şekilde sarsılsa da tamamen sona ermiş değil.
Sarkozy ve Fillon Örnekleri Hatırlatıyor
Fransa’da siyasetçilerin yargı süreciyle karşı karşıya kalması yeni değil. Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, yasa dışı kampanya fonları nedeniyle şu anda elektronik kelepçe ile cezalandırılıyor. 2017 seçimlerinde favori olan François Fillon ise, eşini sahte bir işte çalıştırdığı iddialarıyla yargılanmış ve seçimi kaybetmişti. Macron’un önü bu süreçle açılmıştı.
The Economist’ten Uyarı: Demokrasi Zedelenmemeli
The Economist, Le Pen’e verilen cezanın hukuki dayanağı olduğunu kabul etmekle birlikte, siyasi sonuçlarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Yargının bağımsızlığı kadar, halkın karar süreçlerine duyduğu güvenin korunması da önemli. Aksi halde, demokrasiyi güçlendirmek yerine zayıflatma riski ortaya çıkabilir.